Kaplumbağalar (Roman)

Fakir Baykurt’un “Yılanların Öcü” ve “Onuncu Köy” ile birlikte en önemli üç romanından biri Kaplumbağalar. Ankara’ya 100 km uzaklıktaki Tozak köylüsünün bir taraftan çetin doğa koşullarıyla, bir taraftan da hükümetle verdiği mücadelenin hikayesini anlatıyor. Köy romanlarını  seviyorum  ben.  Hiç özel bir tarafı olmasa da seviyorum. Bu romanı da çok özel bir tarafı olmadığını bilerek okudum zaten. Aradığımı bulduğumu söyleyebilirim.

Tozak bir Alevi köyü. Şarap o yüzden çok önemli. Özellikle düğün gibi özel günler için. (Ben şarap içen Alevi köylüsü olduğunu bilmiyordum. Romandan “öğrendiğim” tek şaşırtıcı şey buydu sanıyorum.) Dolayısıyla üzüm bağı onlar için önemli bir hayal. Roman bu hayalin hikayesi en temelde. Baş kahramanımız Kır Abbas’ın önderliğinde köyün Purluk denen verimsiz toprağını üzüm bağı haline getirmeyi başarır köylü. Fakat daha sonra devlet ortaya çıkar, o arazinin kendisine ait olduğunu iddia eder, yüklü bir kira ister, çabalar sonuç vermez ve köylü malları bağın  üzerine  sürüp  talan  ettirir.  Bağın gölgesinde yaşayan kapluımbağalar da kendilerine başka yer aramak üzere yola koyulurlar.

Tozak kurak ve verimsiz topraklara sahip. Romanın en güzel  taraflarından birisi Baykurt’un uzun uzun anlattığı bu sıcak ve verimsizlikti. Özellikle romanın hemen başındaki sıcak anlatımı insanın içine işliyor. “Kanı çekilen kurbağalar” fotoğrafı dokunuyor insana. Küçük şeylerin oradaki köylülerin hayatı için ne kadar önemli olduğunu hatırlıyoruz. Gölge örneğin ! Güneşin altında çalışıyorsunuz ve en yakın gölge belki kilometrelerce uzakta. Tek bir ağaç bile yok. Bize ne kadar tuhaf görünen bir çaresizlik. Baykurt bu çaresizliğin anlatımında oldukça başarılı.

Şive kullanımı bazı yerlerde çok sırıtıyor. Köye gelen memurların köy şartlarıyla olan imtihanı gibi ayrıntılarda olduğu gibi romana biraz karikatür havası katıyor. Bu benim hoşlandığım birşey değil.

Baykurt romanın sonuna doğru araya Kaymakam vekili Sırrı Bey ve karısı Lütfiye Hanım’la ilgili bir bölüm sokuyor. Oldukça karikatürize bir bölüm bu da. Bence bu bölüm olmasa daha iyi olurdu zira romanın genel havasını dağıtıyor.

Alevi köylüsünün Sünnilere bakışını birkaç yerde yakalayabiliyoruz. Çok hasmane bir tutum olmasa da bir ikilik olduğunu, mesela Sünni köylerinin becerdiği işleri onların neden beceremeyeceği türünden karşılaştırmalarda görmek mümkün. Hakeza Sünnilerin şarap içmemesiyle dalga geçmek gibi, Sünni üzüm satıcısının şarap  yapacaklarını  ağızlarından  kaçırmalarından sonra onlara üzümü satmaması gibi bu ikiliğe dair başka ayrıntılar da var.

Devlet ve otoritenin bir simgesi olarak “köy mührü”ne atfedilen önem de hoş bir ayrıntiydı. Kır Abbas’ın şehre dilekçe yazmaya giderken onu muhtardan “belki lazım olur” diye ödünç alması örneğin içimi acıttı. Zira onların o çok önem verdikleri şeyi onlardan başka önemseyen yok.

Kaplumbağalar, çok özel bir tarafı olmayan, bol diyaloglu, kolay okunan bir köy romanı. Bu türe benim gibi melankolik bağlarla bağlı değilseniz muhtemelen zaman kaybetmek istemezsiniz. Hele Kemal Tahir’in köy üçlemesini ya da Yaşar Kemal’in Dağın Öteki Yüzü serisini okumadıysanız bu tür içersinde çok daha iyi seçenekleriniz var demektir.

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *